sosyomat.com

  1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

!˙˙˙sɹǝʇ nq ʞǝʇ ɹıq

56 kişi kendisini tutuyor, 31 arkadaşı var.


16.03.1964 doğumlu, 47 yaşında. şu an yaşadığı yer Antalya. end müh olarak çalışıyor. www.avantgarde-handcraft.com, www.ataturkturkiyesi.com, www.mavi-anka.com, www.ileriturkiyem.com, www.ne-is-olsa-yaparim-abi.com adlı bir sitesi var.

kavaldan nameler

meclissiz köyün kavalcısı

bik bik bik... rss kaynağı

adresi: http://mavianka.sosyomat.com/blog
1 yorum var - 15 Eylül 2011 02:11 yazılmış
3 yorum var - 09 Eylül 2011 03:28 yazılmış
3 yorum var - 28 Ağustos 2011 02:16 yazılmış
9 yorum var - 19 Ağustos 2011 02:17 yazılmış
2 yorum var - 17 Ağustos 2011 02:19 yazılmış
0 yorum var - 19 Temmuz 2011 03:29 yazılmış
7 yorum var - 18 Temmuz 2011 01:18 yazılmış
1 yorum var - 14 Temmuz 2011 00:16 yazılmış
12 yorum var - 10 Temmuz 2011 10:25 yazılmış
4 yorum var - 06 Temmuz 2011 11:38 yazılmış
0 yorum var - 01 Temmuz 2011 11:41 yazılmış
0 yorum var - 28 Mayıs 2011 03:24 yazılmış
2 yorum var - 30 Mart 2011 22:51 yazılmış
0 yorum var - 15 Şubat 2011 00:39 yazılmış
7 yorum var - 10 Şubat 2011 21:46 yazılmış
9 yorum var - 10 Şubat 2011 21:38 yazılmış
1 yorum var - 10 Şubat 2011 21:34 yazılmış
2 yorum var - 10 Şubat 2011 21:31 yazılmış
16 yorum var - 10 Şubat 2011 01:11 yazılmış
0 yorum var - 10 Şubat 2011 01:03 yazılmış
2 yorum var - 10 Şubat 2011 00:57 yazılmış
3 yorum var - 10 Şubat 2011 00:52 yazılmış
aferim5

UCUBE

15 yorum var - 10 Şubat 2011 00:40 yazılmış
1 yorum var - 10 Şubat 2011 00:03 yazılmış
1 yorum var - 09 Şubat 2011 23:01 yazılmış
1 yorum var - 09 Şubat 2011 22:55 yazılmış
1 yorum var - 09 Şubat 2011 22:45 yazılmış
0 yorum var - 09 Şubat 2011 21:33 yazılmış
3 yorum var - 27 Ocak 2011 00:58 yazılmış
2 yorum var - 26 Ocak 2011 23:04 yazılmış
1 yorum var - 26 Ocak 2011 22:17 yazılmış
5 yorum var - 23 Ocak 2011 22:17 yazılmış
8 yorum var - 22 Ocak 2011 22:52 yazılmış
4 yorum var - 22 Ocak 2011 03:37 yazılmış
4 yorum var - 22 Ocak 2011 02:26 yazılmış
3 yorum var - 22 Ocak 2011 01:08 yazılmış
43 yorum var - 21 Ocak 2011 02:12 yazılmış
14 yorum var - 21 Ocak 2011 01:11 yazılmış
1 yorum var - 21 Ocak 2011 00:44 yazılmış
5 yorum var - 21 Ocak 2011 00:30 yazılmış
8 yorum var - 18 Ocak 2011 22:23 yazılmış
3 yorum var - 11 Ocak 2011 00:56 yazılmış
0 yorum var - 06 Ocak 2011 23:10 yazılmış
0 yorum var - 06 Ocak 2011 00:45 yazılmış
11 yorum var - 05 Ocak 2011 01:42 yazılmış
30 yorum var - 04 Ocak 2011 03:33 yazılmış
3 yorum var - 04 Ocak 2011 02:08 yazılmış
5 yorum var - 03 Ocak 2011 02:34 yazılmış
2 yorum var - 16 Aralık 2010 13:34 yazılmış
0 yorum var - 16 Aralık 2010 13:07 yazılmış

DEVEKUŞLARINA rss kaynağı

GAYRİ RESMİ YALAN TARİH İFTİRALARI ÜZERİNE

Achile34   15 Şubat 2011 02:45  

Maviankam sen geldin aklıma

IXION   07 Şubat 2011 00:24  

sevgili IXION, bilgisayarımı yeni formatlattırdım ve ancak görebildim mavi gülleri. benim gülüm hepsinden güzel:P

mavianka   10 Şubat 2011 21:04  

Saint Tommy   21 Ocak 2011 23:43  

:))))

IXION   07 Şubat 2011 00:23  

Saint Tommy   20 Aralık 2010 15:19  

ahhahah yanına obama ve fetoyu da koysalar süper olurdu

IXION   20 Aralık 2010 15:46  

böyle iyi, halkın arasında işte

.P

Saint Tommy   20 Aralık 2010 15:50  

Tarihi iyi irdeleyip okursak göreceğimiz en can alıcı ve halen devam etmekte olan olgu Haçlı Zihniyetidir. Haçlı Savaşları öle filmlerde ve kitaplarda anlatıldığı gibi Hristiyan dünya ile Müslüman dünya arasında geçen bir savaş değildir.Haçlı Seferleri denen şey Avrupalı Hristiyanlar ile Türkler arasında geçen mücadeledir.Avrupalılar 1000 yıldan fazla bu uğurda her türlü mücadelesine devam etmiştir.Avrupa'dan ve Orta Asya'dan kısacası Türkleri dünyadan silmek için her türlü yolu denemişlerdir ve hala da devam etmektedirler.Avrupalı o günün şartlarında savaşmakla Türkleri yok edemeyeceğini anladığı zaman diplomasiye ve siyasete yönelmiştir. Fransız İhtilali sonrasında mavianka'nında değindiği gibi Türklerin iç işlerine karışmaya başlamışlardır.Tanzimatlarla ıslahat fermanalrı ile azınlıklara haklar tanınmasını isterken balkan savaşları 1.dünya savaşı derkekn mondroslar ve sevrlerle Türkleri tarih sayfasından silmek istemiş ve bu uğurda her türlü cahil ayrılıkçı ve gerici zihniyetin beynini okumuş ve destek evrmiştir. Bugün de aynı zihniyet yani Haçlı zihniyeti AB adı altında aynı oyunları oynamaya devam etmektedir.Kopenhang Kriterleri,Roma Statüsü gibi çifte standartlı uygulamalarını ve AB uyum paketleri ile Türkiye'ye ve Türk ulusuna karşı aynı cani oyunlarına devam etmektedir.Bugünün satılmış, karnı yemekten şişirilmiş sözde aydınlarla yeni bir zihniyetle yolalrına devam etmektedirler.Yeni Osmanlılar'la. Sevr bir masalmış Mondros başkaymış,Kurtuluş Savaşı hiç yapılmamışmış,Vahdettin milli kahramanmış,Abdülhamit ilericiymiş,Atatürk İttihatçıymış,Enver vatan kahramanıymış...Türkiye maalesef çok tehlikeli bir süreçtedir ve Haçlılar tarihte hiç olmadığı kadar güçlüdür.

LaXWeLL   09 Aralık 2010 18:18  

carrettalar ölmesin!

areyoushpongle   06 Mart 2010 21:19  

*Y. Komiser Calthorpe’un İngiltere Dışişleri Bakanına yolladığı 10 Ocak 1919 tarihli mektubun özeti: “Padişah’la uzun bir görüşme yapan bir İngiliz şahsiyetinin (Whittall) verdiği bilgiye göre, Padişah, daima İngiliz dostu olduğunu, şimdi ise bütün ümidini İngiltere’ye bağladığını’, ‘İngilizlerin istediği herkesin tutuklanıp cezalandırılmasını sağlamaya hazır olduğunu’ söylemiş, ‘şiddetle harekete geçtiği takdirde bir ihtilal çıkarsa, Müttefiklerin desteğine güvenip güvenemeyeceğini sormuş’, ‘İngiliz Y. Komiserliğinden gelecek herhangi bir işarete göre davranmaya hazır olduğunu’ bildirmiş, ‘İngiliz hükümetinin, kendisini halifelik makamında desteklemeye niyeti olup olmadığını’ öğrenmek istemiş ve bu meseleye çok büyük önem verdiğini belirtmiş ve…” **İngilizlerin istediği her kişiyi tutuklayıp, cezalandırma taahhüdü bir Osmanlı Padişahı için yüzkarası bir ihanettir. Vahdettin’in bu girişimleri, İngilizlerle yürüteceği içli dışlı bir ilişkinin başlangıcı olmuştur. *Y. Komiser Yardımcısı Amiral Webb’in, Dışişleri Bakanlığından R. Graham’a gönderdiği 19 Ocak 1919 günlü mektuptan: “Görünürde memleketi işgal etmediğimiz halde, şimdi valileri tayin ediyor veya görevlerinden uzaklaştırıyoruz; polisleri yönetiyor, basınlarını denetliyor, zindanlarına girerek Rum ve Ermeni tutukluları, işlediği suçlara aldırmaksızın serbest bırakıyoruz… demiryollarını sıkıca murakabemizde bulunduruyoruz ve istediğimiz herşeyi müsadere ediyoruz… halife elimizin altında bulundukça, İslam dünyasının üzerinde ek bir denetleme aracına sahibiz… bildiğiniz gibi halife bizi buraya yerleştirmek istiyor.” *Vahdettin, o sıralara henüz sadrazamlığa getirmediği Damat Ferit’i, 2Ocak 1919’da İng. Y. Komiserliğine gönderir ve tutuklamalar dolayısıyla gösterilecek tepkilerden çekindiğini bildirerek, böyle bir durumda İngilizlerin tepkisinin ne olacağını bir daha öğrenmek ister; kısacası güvence talep eder. Güvence verilir 5 şubat 19919’da (Nazır Kambur İzzet, bu arada İngilizlerle işbiliği yaparak, 60 kişilik bir tutuklama listesi hazırlamıştır bile). *Damat Ferit, 30 Mart 1919’da, İngiliz Y. K. Amiral de Robeck’i ziyaret ederek, babası Abdülmecit’in Vahdettin’i İngilizlere dostluk duygularıyla yetiştirdiğini (oysa babası Vahdettin 4 aylıkken ölmüştür), bugün takip ettiği gayenin Osmanlı Hükümetini, İngiltere Devletine mutlak bir teslimiyetle bağlamak olduğunu” söyler ve Sultan’la birlikte hazırladığını belirttiği gizli bir proje verir. Osmanlı Devletini bir İngiliz sömürgesi yapmayı amaçlayan bu projenin başlıca hükümleri, özet olarak şöyledir:
“1. Ermenistan Doğu Anadolu’da verilecek topraklarla bağısız vea zerk bir Ermeni Cumhuriyeti haline getirilecektir.
2. İngiltere, Türkiye’nin dışa karşı bağımsızlığını korumak ve iç asayişi sağlamak için gerekli gördüğü yerleri 15 yıl süreyle işgal edecektir.
3. İngiltere Osmanlı Bakanlıklarında gerekli görülen yerlere İngiliz Müsteşarlar tayin edilmesini kabul edecektir.
4. İngiltere her ile bir başkonsolos tayin edecek ve bunlar, 15 yıl müddetle Valinin Müşaviri olarak görev göreceklerdir. *D. Ferit Hükümeti , 8 Ağustos 1919’da, Dahiliye Nezareti kanalıyla bütün illere, Kuva-yı Milliye’nin dağıtılması için emir verir. (K.Karabekir, İstiklal Harbimiz adlı kitabında diyor ki: Yeni nesil görsün ki Erzurum’da millet istiklali için Erzurum Kongresi akdi ile kararını verirken, İstanbul’daki padişah ve hükümet ve onlar gibi milletin kanını emmeye hazırlanan tufeyliler, Türk’ün istikbali için nelerle meşgul olmuşlardır. Yeni nesle ibret olsun ki emre ram olan bu menfaatperest mahluklarla, milletin yolu bir uçuruma müntehidir). *D. Ferit, 13 Eylül 1919’da yeni Y.Komiser de Robeck’i ziyaret ederek, “milli hareketi ezmek için ya bir Türk kuvveti gönderilmesini yada Müttefiklerin stratejik noktaları işgal etmesini” önerir. *30 Eylül 1919’da, Amiral Robeck’ten Lord Curzon’a: “Sultan İngiliz otoritelerinden, kuvvet kullanarak milliyetçileri durdurmalarını istedi.
Hıyanet-i Vahdettin-iyye’lerin arkası gelecek. Ama bloğu meşgul etmemek için arzu eden benim profilimde takip edebilir. Her seneye düşen hıyanet belgeleri ziyadesi ile fazladır. Ben buraya sadece birkaç numunecik aldım. Hepsini okumak isteyen için kaynakça:
İngiliz Belgeleri/Gotthard Jaeschke
İngiliz Belgelerinde/B.N.Şimşir
Dış Politika/S.R.Sonyel
Topluca görmek için Turgut Özakman’ın Vahidettin, M.Kemal ve Milli Mücadele-yalanlar, yanlışlar ve yutturmacalar kitabına bakılabilir.

mavianka   02 Ocak 2010 17:11  

*İngiliz Büyükelçisi Amiral Calthorpe’un 4 Aralık 1918 günlü raporu: “Sultan Britanya’ya tam bir sempati besliyor..” *Karadeniz Ordusu Başkomutanı General Milne’in 16 Aralık 1918 günlü raporu: “Padişah, Sami Bey’i Ordu Karargahına göndererek, Türkiye’nin idaresini mümkün olduğu kadar çabuk ele alması için Britanya hükümetinden istirhamda bulundu, barışın beklenilmesi halinde geç kalınmış olacağını söyledi… *Y. Komiser Yardımcısı Amiral Webb’in 30 Aralık 1918 günlü raporu: “Hariciye Nazır’ı (M. Reşit Paşa), ‘kendim, kabinedeki arkadaşlarım, Sultan ve geniş bir halk kitlesi adına katiyet ve ciddiyetle temin ederim ki umumun arzusu, İngiltere tarafından idare edilmekliğimizdir’ dedi.” ***Her üçü bilgi de Jaeschke’nin İngiliz Belgeleri adlı kitabından alınmıştır.

mavianka   02 Ocak 2010 17:10  

Gayri Resmi Yalan Tarih diye birşeyler uyduruyorlar...

Fransız Devriminin de etkisiyle gelişen milliyetçilik akımları Avrupa’yı sarmış, Kafkasya, Balkanlar, vs çoktan elimizden çıkmış… Emperyalist devletler Osmanlı’nın paylaşımına 1. Dünya Savaşı öncesinde yaptıkları çeşitli anlaşmalarla karar vermişler… Bu paylaşmaya İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya, Almanya, hatta Avusturya katılmış... Anlaşamadıkları noktalar Doğu Trakya, İstanbul ve boğazlar… Keza 1. Dünya Savaşı sırasında karşı cephede yer alan Almanya ek anlaşmalarla devre dışı bırakılınca, paylaşım bu yeni duruma göre yenilenmiş... Üzerinde anlaşılamayan Doğu Trakya, İstanbul ve boğazlar ise savaş esnasında yapılan anlaşmalarla çözümlenmiş…
1.Dünya Savaşı sona erince Mondoros Mütarekesi imzalanmış… Mondoros Mütarekesi ile ordunun derhal terhisi, bütün savaş gemilerinin teslimi, silah, cephane ve taşıtların teslimi, haberleşmenin denetleneceği, demiryollarının işgalcilerce işletileceği düzenlenmiştir. Ve işgalciler vakit geçirmeden Musul’u, Trakya’yı, Çanakkale’yi, Antakya ve İskenderun’u, vs işgal etmeye başlamışlardı.
Mondoros’tan sonra dayatılan, Ankara hükümetinin imzalamadığı, fakat Vahdettin ve İstanbul hükümeti tarafından imzalanan Serves’e göreyse doğu Trakya Yunanistan’a verilecek; İç Ege’yse yapılacak bi referandum sonucunda Yunanistan’a bağlanabilecek, Artvin, Kars, vs Türkiye dışında kalacak; Doğu Anadolu’da Ermenistan ve aşamalı olarak Kürdistan kurulacak,vs…
Serves’e ek bir “üçlü anlaşma” daha yapılmış… Bu iki anlaşmaya göre Suriye, Irak ve Filistin emperyalistlere terk edilecek; Güneydoğu Anadolu’nun bir kısmını İngilizler, geri kalanını Fransızlar işgal edecek; İtalyanlar Antalya’dan Mersin’den başlayıp, Kayseri ve Nevşehir’e kadar güneyi işgal edecek; bölgenin sınırları Balıkesir’e Bursa’ya kadar iç batı Anadolu’yu da kaplayacak,vs…
Vakit geçirmeden işgaller başlamış. Osmanlı Devletinin egemenliğinde kalan iller: Bolu, Adapazarı, Zonguldak, Kastamonu, Sinop, Samsun, Ordu, Amasya, Yozgat, Çorum, Çankırı, Kırşehir, Ankara, Eskişehir, Bilecik, Nevşehir ve Konya’nın kuzeyi, Giresun’un batısı, Afyon’un doğusu.
.
.
Bağımsız devlete özgü pek çok yetkisi kaldırılmış yada kısıtlanmış, milli bir ordudan yoksun, kolu kanadı budanmış, topraklarının altı da üstü de yağmalanmış, sürekli denetim altında tutulacak bir devletçik olması istenen…

İngilizler yalnızca son halife-padişah Vahdettin ile değil ondan önceki ve ondan etkili halife-padişahlarla da sıkı dirsek teması halindeydiler.
Asya ve Afrika’daki bütün Müslüman ülke ve topluluklar emperyalistlerin işgali ve yönetimi altındaydılar.
Hangi halife bu mazlum toplulukların bağımsızlığı için mücadele başlattı?
Hangi halife onları desteklemek için gizli yada açık bir faaliyette bulundu?
Hangi halife direnenleri manen ve maddeten destekledi?
Tam tersine bazı Osmanlı halifeleri İngiliz ve Alman emperyalizmine destek vermiştir.
1788 yılında 1. Abdülhamit, İngilizleri uğraştıran Maysor hükümdarı Tippu Sultana, İngilizlerle savaşmaktan vaz geçmesini öğütleyen bir mektup yazar. Aynı sultana 3. Selim’de bir mektup yazarak, İngilizlerle iyi geçinmesi için öğüt verir.
1857’de Hindistan’daki ayaklanmalara Müslümanların da katılmaları üzerine, İngilizler Abdülmecit’e baş vururlar. Onun emri ile Hamdi Efendi başkanlığındaki bir ulama kurulu, Müslümanları yatıştırmak için Hindistan’a yollanır.
2. Abdülhamit Hindistan’daki Müslümanların direnişini kırmak isteyen İngilizlere destek vermiştir. Bu gerçeği, pek sevdiğinizi düşündüğüm Mısıroğlu’nun, Lozan adlı kitabında da bulabilirsiniz.
İngilizler, Hindistan’da çıkmak üzere olan bir isyanı, ondan aldıkları bir “sükûnet fermanı”yla güçlükle önlemişlerdir. Yine İngilizlerin isteği üzerine, 2. Abdülhamit Afganistan’a da bir elçilik kurulu yollamış, Rus dostluğunu bırakıp İngiltere’ye yaklaşmalarını tavsiye etmiş, Türkistan Müslümanlarına uslu durmaları öğüdünde bulunmuştur.
Bu gibi örneklerden daha onlarcası var ki hepsini burada zikretmek gereksiz.
Yani en kuvvetli halife bile İngilizlere yardım ediyor! İngilizler hilafete neden karşı olsunlar? (Ve neden Mustafa Kemal’le hilafeti kaldırmak için gizli bir anlaşma yapsınlar?)
Birinci Dünya Savaşının başında, Şeyhülislam Hayri Efendi’nin fetvasıyla, bütün dünya Müslümanları cihad-ı ekbere davet edilir. Hindistan, Sudan ve Mısır olumlu tepki verir. Hicaz, (bugünkü) Ürdün, Filistin, Lübnan ve Suriye’de din kardeşlerimiz ve Osmanlı devletinin uyruğu olan Araplar, Türk ordusunu arkadan hançerlemişlerdir. Cihad ilanı, Hindistanlı ve Kuzey Afrikalı Müslümanların, Fransa ve İngiltere’nin emrinde, Türklere karşı savaşmalarına da engel olmayacaktır.
Sözün özü, işlerine geldiği zaman kullandıkları hilafetin, aleyhlerinde fetva verdiği zamanda İngilizler için bir sorun olmadığını görüyoruz.
İngilizlerin, daha İstanbul’dan ayrılmasından önce, 1919’da Mustafa Kemal’le “hilafeti kaldırmak için anlaştıkları iddiasının ve buna bağlı olarak Lozan’a kadar genişletilen senaryonun, tarihi bir dayanağı, makul ve gerçekçi bir açıklaması yoktur.

mavianka   02 Ocak 2010 17:09  

Sosyomatlar

üyesi olduğum topluluklar | yöneticisi olduğum topluluklar
  1. Atatürk

    Atatürk

    7924 üyesi var. üyelik serbest.
  2. kedi sevenler

    kedi sevenler

    3658 üyesi var. üyelik serbest.
  3. rakı

    rakı

    1896 üyesi var. üyelik serbest.
  4. jazz

    jazz

    1658 üyesi var. üyelik serbest.
  5. siyaset

    siyaset

    1148 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile.
  6. Led Zeppelin

    Led Zeppelin

    471 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile.
  7. sanat müziği

    sanat müziği

    413 üyesi var. üyelik serbest.
  8. Freddie Mercury

    Freddie Mercury

    345 üyesi var. üyelik serbest.
  9. METU

    METU

    332 üyesi var. üyelik serbest.
  10. soru-cevap

    soru-cevap

    196 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile.

1 2 3

yellen yellen buraya yaz rss kaynağı

arkadaşları neler demiş?

mavianka not kutusu rss kaynağı

arkadaşları neler demişler?

merhaba :)

alexsandra   07 Mart 2009 19:11  

merhabalar
böyle geç farkettiğim için kusura bakma:)

mavianka   10 Mart 2009 14:02  

Teşekkür ediyorum.
Sevgi ve saygılarımla.

savasansahin   25 Ocak 2009 16:56  

pankartta hata olmuş:
"tayyip, gülünü de al, git,lan!"
olmalıymış doğrusu:(

mavianka   25 Nisan 2007 23:15  

cesur yürek...

YitikUFUK   23 Nisan 2007 00:15  

MİLLETİMİZE KURŞUN SIKMAK, NEDEN?
Hrant Dink cinayetini yanlış değerlendirmemizi istiyorlar. Kamuoyu kasıtlı olarak yanıltılıyor ve maniple ediliyor. Kanaatimce cinayet "milliyetçi saik"la değil, “gerici saik” ile işlendi. Türkiye'nin gündemine damga vuran son üç cinayet: 1- Danıştay’a yapılan saldırı ve hakimlerden birinin öldürülmesi, 2- Rahip Santaro cinayeti, 3- Hrant Dink cinayeti... Her üçü de gerici saiklar ile işlendi benim düşünceme göre. Ama hükümet bir yandan milliyetçi kesimin oylarını toplamak için türlü türlü takla atıp, "kurban olam ayına yıldızına" diye her yere posterler asarken (nedense güneydoğu hariç), diğer yandan da bu son cinayetleri bu kesime yaftalamak için çaba sarf ediyor. Kimseyi aklamak niyetinde olduğumdan falan değil (!!) ama adresi doğru algılamalıyız. Niyetleri şüpheleri kendilerinden uzaklaştırmak, tabanlarından MHP’ye kaymaları engellemek, milliyetçilerin içindeki dinci kanadın oylarını cezp etmek, vs... Komünistler, sosyalistler, devrimciler, ikinci cumhuriyetçiler, radikal solcular, anarşistler, bölücü terör örgütü mensup ve sempatizanlarıyla, solcu jargonda "eylem birliği" denen şeyin içinde gericiler, yobazlar, meczuplar ve radikal dinciler... Basının ellerinde olduğunu düşünürsek, bazı aşırı odaklar kamuoyunu yönlendirmekte, yönetmekte zorlanmıyorlar da. Ve yurdum "kofti devrimci taifesi" de ayakta uyuyor. Kendilerine sunulana yumuluyor. Suikastta, dendiği gibi, komplolar var mı yok mu bilinmez, olabilir gibime geliyor. Ama komplo teorilerini araştırırken, yalnız tetiği çeken eli görmek yada çeken eli itekleyeni görmek, olaya at gözlüklerinden de dar bir gözlükle bakmak olur. En doğrusu “kurban olarak Hrant Dink’in seçilmesinin kime zararı oldu? fayda gören var mı?” şeklinde iki basit soru sormak. Bu soruların cevapları ışığında planlayanları, siparişi verenleri bulabiliriz. Hrant Dink ne yazık ki son derece titizlikle seçilmiş bir hedefti. Dışarıda elimiz zayıflatırken, içerde ise bir kaosa sebep olacak daha iyi bir hedef bulunamazdı.
Sınırlarımızın dışında Musul-Kerkük sorunu son derece sıcakken, Amerika’da ki ve çeşitli devletlerde ki Ermeni diasporası soykırım kararları aldırmaya çalışırken, AB’ye girmek için gün sayılırken ve AB çeşitli dayatmalar yaparken, kime zararı olduğu, kimlere fayda sağlayacağı açık… Hatırlayalım Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra Musul ve Kerkük, Misak-ı Milli sınırlarımız içindeydi ama Şeyh Said isyanını bahane eden İngilizler işgal ettiler ve elimizden çıktı. Aradan geçen yıllara rağmen taktiğin ve maşaların değişmediği görülüyor. Doğu ve güneydoğu Anadolu bölgelerimiz, kolonisel açıdan Avrupa devletlerinin ve Amerika’nın emperyalist iştahını kabartmaktadır. Bu suikastı dünyadaki ekonomik dengeleri göz önüne almadan, yerel bahanelerle izah etmeye çalışmak ziyadesiyle saçmadır. Öyle bir bölge ki, güneyinde Irak’ta, Suriye’de, Arabistan’da,vs, doğusunda İran’da, Ermenistan’da, kuzeyinde Gürcistan’da, Azerbaycan’da, Rusya’da, (şimdilerde Kıbrıs’ın güneyinde ve doğusunda Akdeniz’de) petrol var da, ortada kalan bölgede yok mu? Yabancı firmalar yıllarca bölgede sondajlar yaptılar. “Petrol yokmuş” deyip kuyuları kapattılar. Biz bilmiyoruz gerçekten o kuyularda petrol olup, olmadığını, ama onlar biliyorlar, hem de miktarına, kalitesine varana kadar kuyulardan fışkıracak petrolü ve doğal gazı… Unutmamalıyız ki terör odakları her zaman birbirileriyle dirsek teması içindedir. 1974’te ki Kıbrıs Barış harekatımızdan sonra, Ermeni terör örgütü Asalanın birden bire ortaya çıkıp, diplomatlarımızı öldürmeye başlaması bir tesadüf değildir. Asala çökertildikten sonra ise birden bire PKK’nın ortaya çıkması asla tesadüf değildir. PKK’nın, DHKP-C’nin ve Türkiye’nin başına musallat olan yasa dışı pek çok terör örgütünün liderleri Avrupa’nın çeşitli devletlerinde cirit atıyorlar. Ki oralar Ermeni diasporasının arka bahçesidir. Planladıktan sonra suikastı Türkiye içinden bir örgüte ihale etmeleri son derece kolaydır. Türkiye’de ihaleyi alan örgütün seçtiği kişi ise, daha önceden suç işlemiş, kanunun çeşitli boşluklarından ve görevlilerin savsaklamalarından ötürü az ceza almış, psikopat-sosyopat bir kişi. Parsa ise büyüklerin arasında paylaşılıyor. Bu psikopat kişiliğe parsadan pay bile verilmiyor, verilen gazla eylemi cebinden finanse ediyor.
Denklemin bilinmeyenlerini zaman gösterecek; ama şurası muhakkak ki Hrant Dink’in cenazesi provokasyon amaçlı kullanıldı. İşte şimdi yurdun her yerinden incitilenler bağırıyor, abuk sabuk eylemler yapıyor, gemi kaçırıyor yada maçlarda pankart açıyor. Öldürülen bir Türk gazetecinin ardından seçilen sloganlar amacına ulaştı! Türk diyorum bilhassa, benim ve benim gibi her vatansever Türk evladının gözünde öldürülen gazeteci Türk’tü ve aslında yurt dışından bakıldığında da öyle algılanması gerekiyor. Sözgelimi Amerikalı bir gazeteci öldürülse, gazeteler onun aile ağacını, soyunu sopunu, dini inançlarını araştırırlar mı? Ama ölen Türk ise araştırılır, Türk değil de Ermeni olur. Halbuki Türk olmak için “Ne mutlu türküm diyene” demek yeter! “Ne mutlu Türk’e”; “ne mutlu Türk doğana”; “ne mutlu Türk olana” değil! Aslında bence Türkiyelilik kavramını en güzel “ne mutlu Türküm diyene” sözü anlatır, hem de Ata’nın ağzından. Seçilen slogan “inadına hepimiz Ermeni’yiz” olunca, tepkiler de “Türk’üz biz, beğenmiyorsanız Ermenistan’a gidin” tarzında oluyor. Ha keza, bu da, zaten planların eksiksiz yürüdüğünü gösteriyor. Tabii ortada bir kurban var, dolayısıyla en aklı başında insanlarımız bile seçilmiş hedefin kimlik özelliklerinden ötürü ufak savrulmalar yaşıyor. Çünkü birbirimize düşmemiz için buna ihtiyaçları var. Peki kavga etmeye gerek var mı? Bizim birlikte olmaya ihtiyacımız var! Birbirimizi karşımıza almaya değil, birbirimizi karşımıza almamızı isteyeni karşımıza almaya ihtiyacımız var.
Bu aşağılık cinayeti lanetlemek için bulunabilecek en zekice sloganlar bunlar mı olmalıydı? İşlek bir caddenin soğuk kaldırımında yatan ölünün, geride kalanlara hissettirdiği bedbahtlıktan kaynaklanan, isyanı, acıyı, nefreti, kızgınlığı, çaresizliği gösterecek, yüreklere düşmüş ateşin ortaklığını seslendirecek, gerçekten samimi sloganlar bunlar mı olmalıydı? Bu, Hrant Dink’i bir Ermeni olarak kutsamak, bir nevi ırkçılık yapmak değil midir? Seçilecek sloganların vurgusu: "Biz Türk’üz, birlikte yaşamaktan gurur duyuyoruz, bizi bölemeyeceksiniz" şeklinde olsa daha güzel olurdu. Renkmiş, mozaikmiş, ebruymuş (artık her neyseysek) hep beraber gülümsemeli, dışarıya karşı iki renk olmalıydı yurdum insanı : Kırmızı, Beyaz! Bizim birer Türk olarak bu cinayete tepki göstermemiz, bazılarının sıkça bahsettiği, ‘halkların kardeşliği’ açısından daha anlamlı değil mi? Karşı tarafın kimliğine bürünmek, karşı tarafın kimliğini içine sindirmek değildir. Hoşgörü farklılıkları sıfıra indirmek değil, farklıyken beraber olabilmektir.

Hangi referans noktasından bakarsak bakalım, ırkçılığa karşı olmaktan uzak, bilhassa ırkçılığı körükleyici sloganlar. Slogan bile değil neredeyse tezahürat maalesef. Kendimizden olmayanların fikir hürriyetini ve can güvenliğini savunabilmek, hakkı yendiğinde arkasında durabilmek için, onun ırkından olmaya gerek yoktur. İnsan olmak yeter! Her şeyi çarpıtan, kaş yapayım derken göz çıkartan, canını kaybetmiş bir insanın ardından bile ideolojik kazanımlar devşirmeyi hedefleyen bir güruhun seçtiği slogan/tezahü rat. ‘Hepimiz Ermeni’yiz’, ‘Hepimiz Kürdüz’ sloganları ancak kendisini Türk hissetmeyen, ‘Türkiyeli üst kimliği’ sözünü kullanan bölücülere yada ümmetçilere yakışacak sloganlar… Başbakanın yoğunluğundan ötürü cenazeye gidememesi büyük kayıp, Türkiyelilik üst kimliğini seslendirmiş olan biri olarak çok da yakışırdı o pankartın altına. Hepimiz HIRANT DİNK’iz sözü acıyı paylaştığımızı vurguluyor. Hepimiz İNSANIZ olmalıydı devamı. Sivil toplum örgütü, içinden çıktığı halkın eğitim düzeyini ve anlayışını göz önüne almak zorundadır. O zaman sivil toplum örgütü olur. Bir kısım iyi eğitimli zümreye göre eylem koyulmaz. Yanlış anlaşılmalar önceden hesaplanmalıydı (yada özellikle hesaplandı(!) ve gerildi). Bu milletin hassasiyetleri göz önünde bulundurulmalıydı. Sosyolog olmaya gerek yok bu sloganların yaratacağı olumsuz etkileri öngörmek için. Benim niyetim, bazı çirkin tepki verenler haklıdır, yada haksızdır tartışmasına girmek değil (hele haklıdırlar demek asla değil). Sloganlar olabilecek tepkiler öngörülerek seçilmeliydi. Danıştay cinayetinin canisini babası sahiplenmişti. Babasının bile sahiplenmediği, bir taşla bilmem kaç kuş vurmanın hesabını yapanların maşası, daha 17 yaşında, neyi/niye yaptığını bilmeyen, uyumsuz, agresif ve bluğ çağında bir çocuk -adı üstünde çocuk- bahane edilerek, toplumun büyük bir kesimini ayrımcılıkla suçlayıp, “faşist” diye damgalayanlar Trabzon’da ki herkesi suçlayıcı genellemeler yaparak ve genelde tüm ulusu suçlayıcı genellemeler yaparak, herkesi faşist ilan ederek, aslında faşizmin doruklarına çıktılar (yada “niyet”lerini ortaya koydular). Faşist olmadığını bildiğin insanlara ısrarla faşist demek de faşistlik değil mi?

Hrant Dink’in TKP üyesi olduğunu, Marksist görüşleri olduğunu, defalarca yargılandığını unutmayalım. Cenazeyi üyesi olduğu örgütler hemen sahiplendiler (doğal olarak). Milliyetçi, milletçi yada vatanseverlere, ilgi çekmek için ıkınarak, sıkınarak, kendini zorlayarak yada zorlanmadan faşist diyenler açıklasalar ya komünist maskesi takınmış Kürt ırkçılarının o gurupların içinde işi ne? Cenazeyi mal bulmuş mağribi edasıyla sahiplendiler. Ermenice pankart açılmasını anlarım. Çok anlamlı da olur. Hatta “hepimiz Ermeni’yiz” bile, bir yere kadar. Peki neden Kürtçe slogan, ve neden Kürtçe pankart? Eğer her etnik kimlik yad edilecekse neden Lazca, Çerkesce, Rumca, vs yoktu? Seçilmiş olan sloganlar son derece ırkçı, son derece faşist ve kesinlikle kasıtlı! Bu toplumun hassasiyetlerini kaşımak neden? Eğer bu ‘Türk ırkı’ ırkçı olsaydı, 20 küsur senedir süren terör belasından sonra, kesmeye başlamış olurdu varoşlarda ev-komşusu olan Kürtleri. Her şehit cenazesinden sonra Kürtlere kan kustururdu. Bugün neredeyse her ailenin bir şehidi var! Ama yanlış yönlendirilmiş çok ufak bir zümrenin (gerek Türk gerek Kürt) dışında, kimsenin kimseye, salt ırkından ötürü diş bilediği falan yok. Asala terörü yaşanırken bile Ermeni azınlık normal yaşantılarını sürdürdüler. Dışlanmadılar. Suçlanmadılar. Hedef olmadılar. Ve hiç unutamam Ermeni bir vatandaşımız, Artin Penik,Asala terörünü lanetlemek için kendini yakmıştı İstanbul Taksim’de. Allah rahmet eylesin, dinine göre dinlensin.

Neden komünistler, komünist olan kesim dışında kalan herkese ısrarla faşist derler? Aslında gerçekte bir sosyalist/devrimci/ komünist insan uluorta faşist sözcüğünü kullanmamalı. Çünkü bu saydığım gruptaki insanlar faşizm nedir iyi bilirler. Bu tür yakıştırmalar ya cehaletten kaynaklanır, yada çamur atma amaçlıdır. Bu kişiler toplumun yaklaşık %1’lik bir kesimini oluşturduklarına göre geriye kalanlar faşist mi oluyor? Eğer kişi bu kelimeyi hakaret olarak algılıyorsa zaten faşist değildir. Faşistse de zaten, aman da onlardan utanıp bunu gizleyecek değildir. Israrla faşist diyerek hakarete devam etmek, toplumun büyük bir kısmını uçlara itmek neden? Ve gerçekten işkence! Düşünce özgürlüğünü savunduğunu iddia etmek ve lakin kendisi gibi düşünmeyenlerin düşüncelerine sert bir tutumla saldırıp, saygı göstermemek... Bu mudur düşünce özgürlüğü??? Ve bunu bazıları ilk defa yapmıyor. Komünist veya sosyalist değilsen, illa ki faşistsin, illa ki ırkçısın demek mantıksız. Yalnızca iki renk yok. Yalnızca siyah beyaz yok. Grinin de pek çok tonu var. Hatta siyahla beyazın arasında sıralanır bütün renkler… Herhangi bir kötülüğe tepki göstermek için ille de o eylemin mağduru olmamız gerekmez. İnsan olmamız yetmez mi? Yıllardır ülkemize ve halkımıza çektirdikleri yetmezmiş gibi, her türlü goygoy fırsatını çok güzel kullanan ve Hrant Dink cinâyetinden sonra "ay yıldız = Nazi gamalı haçı" yazılı pankartlar taşıyıp büyükelçiliklerimiz önünde Türk bayrağı yakan Ermenilere rağmen, Hrant Dink cinayetine toplumca gösterdiğimiz tepki çok anlamlı idi ve bununla gurur duyuyorum. Bir cinayete, hele hele de düşünce yüzünden işlenmiş bir cinayete karşı çıkmak için insani erdemlerimiz yeter. Cenazede 20-22 bin kişi yürüdü sanırım (abartılan rakamları bir kenara bırakırsak); ve fakat belli bir güruh tarafından böyle hoyratça sahiplenilmeseydi, yürüyüşe katılacak gerçek rakam, abartıyla varılan uydurma rakamları, birkaça da katlardı eminim.

Büyük kalabalıklar çoğu zaman iyi, yerinde ve olgun fikirleri yansıtmak yerine en çürük ve kokuşmuş yanlarını gösterirler.. . Keşke o kalabalık bir kerede "Hepimiz Türk’üz" diye haykırsaydı ve bir kişinin elinde Türk bayrağı olsaydı, fena mı olurdu? Halkların kardeşliğini haykırmak için sokağa dökülen bir kalabalıkta en azından 3-5 kişi refleks olarak Türk bayrağı alırdı eline engellenmeseydiler. Bu konu "ceviz kabuğu" programında tartışıldı, çıkan sonuç bence tüyler ürpertici: Türk bayrağı ne zamandan beri provokatif öge oldu? Eğer ellerinde ki pankartları herkes kendi hazırlamış olsaydı, aynı yazı birbirinden farklı, kiminde çarpık çurpuk olsaydı ve de böyle üniforma gibi hepsinin elinde aynı eliptik pankart olmasaydı, yine bir derece...

Bütün bunların ötesinde bana her zaman komik gelmiştir AB-D'nin amaçlarına hizmet eden komünistler, Marksistler, solun adını bilmediğim, amip gibi bölünerek çoğalan çeşitli fraksiyonları, vs. Bunu yazdığımı görünce “Komünist kelimesinin anlamını bilmiyor, hayatında duymamış” yada “Amerika’ya komünizm geldi de bizim haberimiz mi yok?” dediğinizi duyar gibiyim. Belki Usame Bin Ladin de ateist olmuştur mesela. O kadar olası yani. Kendini anti faşist diye isimlendiren bu zümre, aslında, ayrılıkları körükleyerek emellerine ulaşmaya çalışan Avrupa ve Amerika’nın istediği, böl-parçala ve yönet sisteminin en nadide maşalarıdır. Cenazeye ağabeyleri de geldi, yoklama yaptı (eh, tabii herkesin abisi var).
Üzülmeyelim ve umudumuzu yitirmelim. Bizler katille özdeşleşmeliymişiz gibi lanse edilsek de, aslında bizler maktulüz. Duyduğumuzdan beri başımızdan ve ensemizden vurulmuşa döndük. Son derece organize bir şekilde Türk milletini suçluluk psikolojisine büründürmeye çalışanlar türedi. Aslında sloganların kendisi, sloganlara verilecek tepkilerin de rotasını çiziyor. Orada toplanan ve çoğu dış mihrakların torun torbaları, paylaşımdan çok "hedef gösterme" eğilimini en başarılı şekilde yansıttılar. Onlar bir kez ağlama numarası yaptılar ama biz iki kere ağladık: 1- Bir insana bunlar yapıldığı için. 2- Türk milletine attıkları çamur için... Onlar bağırdıkça içlerinin aynası ve çevirdikleri oyunlar dışa vurur, biz haykırdıkça yanan ciğerimizin kokusu ortalığı kavurur...

mavianka   11 Mart 2007 09:28  

ERMENİ DİASPORASININ
SOYKIRIM İFTİRALARI
ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA

Soykırım Ermeni’leri ulus yapmak için bir “hedef fikir”dir. Milletler tarihi ve şu anki milletler arenası sürekli olarak çatışmaların yaşandığı bir platformdur. Bu platformda çatışma her zaman fiilen olmaz. Milletler, kültürel olarakta yok olabilir veya başka bir kültürün içinde eriyebilir. Milletinizin yok olmasını istemiyorsanız, yok olup egemen milletin motifleri arasına karışmasını istemiyorsanız, onlara, onları millet yapacak bir dava vermelisiniz. Milletlerin tarihinde başarılar yada facialar çok etkili oluyor. "Uğranmış bir haksızlığa ortak başkaldırı" da iyi bir başlangıçtır. Ermeni diasporasının yaptığı da budur. Bu "seçilmiş" olay devamlı anılarak bir nevi mite dönüştürülüyor. Onunla alakalı yeni bir literatür oluşturuluyor, tarih yeniden yazılıyor. Bu seçilmiş olayın yıkılması kimliği yok edeceğinden, gerçekler reddediliyor. Gazeteci Nur Batur’un Atina’da yaşadıklarını anlattığı kitabında Türk düşmanlığının, bildiğimiz adı ile “Megola İdea”nın Yunanlıları birleştirdiğini ve politikacılarının Türk tehdidini işlerine geldikçe öne sürdüğünü okuyabilirsiniz.
Ermenilerin diğer ayaklanan milliyet akımlarından fazla ve farklı tepki toplamasının sebebi şudur: Mesela Anadolu’da yaşayan Rumlar Türkiye’ye gelen Yunan ordusuna katılmışlardır ve Türk ordusuna karşı savaşmışlardır –sivil halka karşı değil. Ha keza, "tırsaki" Araplar bile, Türk ordusuna karşı düşmanın yanında savaşmışlardır. Ancak, Ermeniler, orduya karşı cephe açmamış yani savaşmamıştır (Ermeni cephesi veya savaşı diye bir şey yoktur yani). Onlar sivil Türk halkına ve Kürt halkına saldırıp öldürerek ve kaçarak; Türk ordusunun düzeni sağlamak için ve kaçan Ermeni çetelerini bulmak için asker, zaman, mühimmat neticede güç kaybedeceğini hesaplamışlardır (yani vur-kaç taktiğidir, yani komitacılıktır yani terördür yani düzensizliği hedefleyen tedhiş eylemidir). Hem neticede düzenli orduya saldırmak daha risklidir ama sivil halka saldırıp kaçmak daha risksizdir – hatta bazen "kar"lıdır: ganimet, kadın vs.
Sivil halka saldıran Ermeniler yöredeki Ermeni halkının arasında saklandığı ve destek bulduğu için Ermenileri yöreden uzaklaştırmak yani “Tehcir” o zaman çözüm olarak bulunmuş ama o zamanın şartları, imkansızlıkları, savaş hali vs sebebi ile bu olay kastı aşacak şekilde ölümleri de içermiştir. Eğer niyet soykırım olsaydı bu direk yakaladıkları yerde veya baskın yaptıkları yerde yapılırdı yani Ermeni köyüne, yerleşim yerine vs gidip onları göçe zorlarmış gibi görünüp, yolda değişik sebepler yaratıp soykırım yapmak niyeti pek hedeflenmiş gibi değildir. Niyet soykırım olsaydı gittiğin Ermeni köyünde veya yakaladığın yerde, geride kimse (şahit) kalmadan gürültüsüzce halletmek şeklinde hallolurdu diye düşünüyorum. Tehcirin yapılmış olduğu yıllarda uluslararası hukukta henüz "soykırım" diye bir suç da tanımlanmamıştır. Yani bütün bu mizansenlere ne gerek vardı. Olaylar karşılıklı katliamlar şeklinde gelişmiştir. "Boğazlaşma" yada belki "İç savaş" diye adlandırılabilir. Ama "Soykırım" diye değil. Ermenilerin şu anda yaptığı da “yahu, mağduriyetimizi ve haklılığımızı ifade edin, yeter abi” masumiyeti gibi görünmekle birlikte bir DE FACTO (fiilen, hakikaten olmuş olay) durumunu bağrış çağrış yaratıp, sonrasında bunu DE JURE(tanıma) – yani yasaya uydurmak demek. Birleşmiş Milletler falan –durumuna çevirip Allah ne verdiyse QUID PRO QUO (kısasa kısas)– bedel, tazminat- istemek olacaktır ve bu istekleri savaş tazminatı gibi masumane (yani yalnızca para) olmayacaktır, toprak olacaktır. "Milliyetçilik ırkçılıktır; gericiliğe götürür" diyen "yurdunun taşını türküsünü seven" SUI GENERIS (nevi_şahsına münhasır) arkadaşlarım, Ermenilerin yaratmaya çalıştığı bu EX POST FACTO durumunu; bilakis ırkçılıkla ilişkilendirmeyip iyi öğrenelim ve bilinçleneliim, NON PLUS ULTRA!

mavianka   23 Ocak 2007 23:46  

ERMENİLERİN SOYKIRIM İFTİRALARI ÜZERİNE
Bu metodolojik karalama kampanyası, parayla yazdırılmış hatırat ve Kitaplara dayandırılmaktadır. Maaşlı medya organları tarafından da sürdürülmektedir. İngiltere, Almanya ve Türkiye hakkında yazdırmış olduğu iki mavi kitap için, Almanya hakkında olanından ötürü, Almanya’nın şikayeti üzerine “resmen” özür dilemiştir.

Almanlar Yahudilere soykırım yaptıklarını kabul etmiş ve özür dilemişlerdir. “Pardon” demenin dışında yüklüce de bir tazminat ödemişlerdir. Ermenilerin ağzını sulandıran da bu tazminattır. Soykırımda ölen atalarından Yahudilere yüklüce bir tazminattan başka Ortadoğu"da kurulmuş olan devlet kaldı miras. Yani ataları boşuna ölmemiş oldu. Yahudilerin hiçbir koşulda Almanya"nın ortasında devlet kurmak gibi bir iddiaları olamaz. Ama "bizim, ne fark eder abi ya, bir özür dileyelim, dilimize yapışmaz ya" deme lüksümüz yok. Maddi tazminatın dışında, toprak talepleri de vardır. Bir de ataları soykırım suçu işlemiş bir neslin ahvadı olmanın ağırlığını taşımak var!

ULUSLARARASI HUKUKA GÖRE KIYASLAMA
Uluslararası Hukuka göre incelendiğinde yaşanmış olanlar ne kadar trajik olsalar da karşılıklı katliam yani "mukatele"dir. Yapılan eyleme “soykırım” denilebilmesi için bazı özellikleri taşıyor olması gerekiyor. Soykırım denemez çünkü:

*Eylem topluluğun bütün bireylerini kapsamıyor. Tehcir sadece doğu vilayetlerimizde ki Ermenilerin "bir kısmı"nı kapsamıştır. Batı vilayetlerimizde yaşayan Ermenileri kapsamadığı gibi o illerde dahi yalnızca (Rusya’nın güdümünde eylemler sergileyen) “gregorian” Ermenileri kapsamıştır. Protestan ve Katolik Ermeniler göçe zorlanmamıştır. Yani bir ırkın tamamına yönelik bir yok etme eylemi değildi yapılanlar.

*Yahudiler sadece ve sadece Yahudi oldukları için öldürüldüler. Oysa Osmanlı’da Ermenilere karşı "anti-ermenik" ırkçı bir nefret yok. Aksine Osmanlı’nın sadık tebaası olarak nitelendiriliyorlar. Böyle anti-ermenik bir ırkçılık olmadığı için Ermeni ve Türk çocukları birlikte okudular ve beraber oynadılar. Böyle ırkçı bir nefretimiz olmadığı için "Rober", "Oliver", "Hayganuş" ve "Karekin" komşularımız var.

*Yahudiler Tamamen örgütlü ve sistematik bir yok edilişe tabi tutuldular. Kamplarda vücut yağlarından sabun yapıldı, kadınların saçlarından Alman ordusuna kumaşlar dokundu (etinden, sütünden, yününden faydalanma durumu yani, af buyurun); yani evrimde insandan aşağıda hayvana yakın bir mertebede görüldüler. Ermeniler, ülke içinde bir bölgeden diğer bir bölgeye nakledilmek suretiyle yer değiştirmeye tabi tutulmuşlardır. Yeni yerleşim bölgelerinde uygulanan iskan politikalarıyla hayatlarını idame ettirmelerine çalışılmıştır (hastaneler, aşevleri falan açılmıştır).

*Yahudiler, Alman toplumuna tamamen uyum sağlamış olarak ticaretleri ile ve gündelik hayatları ile uğraşıyorlardı. Yahudilerin Almanya"dan toprak talebi veya buna ilişkin mücadeleleri olmamıştır. Ermeniler, Kafkasya’dan başlayan Kuzeydoğu Anadolu, Doğu Anadolu ve Kilikya (Antakya) bölgesini kapsayacak bir coğrafyada Ermeni devletinin kurulması için silahlı mücadeleye girişmişlerdir. Devlet kurma iddiasında oldukları bu bölgelerde kendi nüfus yoğunluklarını Türk nüfusunun üzerinde gösterebilmek için sivilleri katletmişler ve göçe zorlamışlardır. Aynı sebepten ötürü bölgede ki Kürt sivilleri de katletmişlerdir. Kürt nüfusa karşı da etnik temizliğe girişmiş olduklarından, tehcir yolunda Kürt çetelerinin saldırılarına uğramışlardır.

*Yahudiler siyasi bir amaçla yabancı güçle ittifak yapıp Almanya"ya karşı saldırıya geçmemişlerdir. Almanya"nın düşmanları ile mesela Ruslarla birleşmemişlerdir. Ermeniler I. Dünya Savaşı sırasında Rus orduları ile birleşip Osmanlı ordusuna saldırmışlardır. Rus ordusu tarafından eğitilmişler, Rusların üniformalarını giyip, yanlarında yer almışlar, Türk ordusunun lojistik destek yollarını kesmişlerdir.

*Almanya"da ve diğer Avrupa ülkelerinde toplumu zihnen ve vicdanen Holokost"a hazırlayan ve Nazi kadrolarının uyguladığı soykırımı mubah kılacak bir anlayışın oluşmasına neden olan uzun bir antisemitizm dönemi yaşanmıştır (yaklaşık 15 yıl). Osmanlı imparatorluğu"nda Ermeni karşıtı bir akım mevcut olmadığı gibi, Ermeni unsurlar "Milleti Sadıka" olarak ayrıcalıklı bir konuma sahip idi.

*Almanya"da yönetici kadrolar yok etme söylemini sistematik olarak benimsemiş ve topluma bunu haklı kılacak gerekçeler ileri sürmüşlerdir. Yahudileri 2000 yıl önce işlendiği iddia edilen bir suçtan (İsa’yı çarmıha germek) suçlu buluyorlardı. Osmanlı"da yönetimde bu yönde bir siyasi irade olmadığı açıktır. Talat Paşa"ya atfedilen telgrafların Ermeni yanlısı çevrelerin oyunu olduğu ispatlanmıştır.

*Yahudiler Nazi kadrolarının ve yabancı işbirlikçilerinin açık iradeleriyle soykırıma tabi tutulmuşlardır. Ermenilerden ise tehcir sırasında karşılaşılan çetin yolculuk şartları, hastalıklar ve bölgedeki çetelerin saldırıları nedeniyle kayıplar olmuştur. Anılan dönemde ve bölgelerde Türk ve Müslüman ahalinin kaybı sayısal olarak Ermeni kaybından fazladır.

*Gerekli tedbirlerin alınamamış olmasından ötürü sivil Ermenilerin göç yolunda çok büyük kayıplar verdiği yadsınamaz. Ama devrin ağır koşullarında doğu cephesinde 90.000 askerimizin donarak ölmüş olduğunu hatırlatmakta fayda var. Son günlerini yaşamakta olan bir imparatorluğun aczi bence görevi ihmal olarak nitelenemez. Coğrafi koşulların çetinliği, iaşe ve ilaç yetersizliği, salgın hastalıklar, asayiş görevlilerinin yetersizliği (cepheye gitmiştiler) telefat rakamlarının yükselmesine sebep olmuştu. Tehcir olayının yaşandığı 1915 yılında başta tifüs olmak üzere bulaşıcı hastalıklardan ölen Ermeni sayısı 60-120 bin arasında. Devlet çaresiz. Halep’te 4. Ordu Komutanlığı, göç eden Ermeniler için hastane açtırıyor. Başhekim Ermeni doktor Altunyan. Ayrıca Ermeni çocuklar için yetimhaneler açılıyor, aşevleri açılıyor.

*İşgal altında olduğu halde hükümet görevlerini ihmal edenleri ve Ermenilere saldıran çetecileri yargılayarak cezalandırdı (yaklaşık 1400 kişi yargılandı ve yarısından çoğu idam edildi). Oysa Nazi Almanya’sında görevlerini yeterince yerine getirmeyen, soykırım emirlerini uygulamakta yetersiz davranan görevliler yargılanmıştır ve cezalandırılmışlardır.

*Aslında o yıllarda Müslümanların ölümleri Ermenilerden çoktur. Müslümanlar cepheden kaçmıyorlardı. Ama Ermeni askerler savaştan kaçıyorlar. Savaştan kaçan Ermeni askerler erkekleri savaşta olan Müslüman köylerine saldırıyorlar. Köylerde eli silah tutan kimseler olmadığı için kıyım çok fazla oluyor. Uluslarası platformlarda Ermenilere bu rakamlar hatırlatıldığında Türklerin ölümlerinin hastalık, doğal afetler, göç ve çetin koşullardan ötürü olduğunu iddia ediyorlar. Yani hastalık vs.den Türkler ölüyor ama Ermeniler ölmüyor.

*Döneme ait arşivlerde "ölüm emri" içeren belge yoktur. Tam tersi tehcir esnasında kayıpların en aza indirilmesi için emirler vardır. Tehcirin selameti ile subaylar görevlendirilmiştir. Ölüm emri içeren belgelerin imha edildiği iddiası ise gerçeklerle örtüşmez. İstanbul"dakiler imha edilmiş olsa da Anadolu"nun çeşitli kentlerindekilerinin hepsinin imhası mümkün değil. Kayıplar da iddia edildiği boyutlarda değildir. Ne yazık ki "içindedir elmanın kurdu" misali padişah yanlıları İttihat ve Terakkiyi çökertmek ve mahkemede yargılamak için rakamları abartmış, ve başarılı olmuştur. Tabi bu başarıları Türk halkının başına kurtulunması imkansız bir bela sarmıştır, o da ayrı.

*Göç geniş bir zaman dilimi içinde gerçekleştirilmiştir. Önce doğan lüzumdan ötürü kuzeydoğu sınırı illerinde ki bir kısım Ermeni göç ettirilmiştir. Daha sonra Rusya’nın doğu Anadolu’ya kadar dayanması neticesinde bu kesimdeki Ermeniler göç ettirilmiştir. Ve yüz binlerce Ermeni tehciri sağ salim tamamlayabilmiştir. Daha sonra çıkartılan kanunlarla da terk ettikleri yerlere geri dönmüşler ve yerleri yurtları kendilerine iade edilmiştir.

*Ermenilerin katliama uğradığı yerler Osmanlı’nın en zayıf en güçsüz olduğu bölgelerdi. Eğer bir soykırım olsaydı güçlü oldukları illerde(!) ve örgütlü(!) olması gerekirdi. Almanlar gerek Almanya içinde gerekse Polonya’da güçlü oldukları yerlerde örgütlenmişlerdi ve soykırımı uyguladılar.

Her savaşta siviller ister istemez, şöyle yada böyle zarar görmüşlerdir. Birinci dünya savaşı sırasında gırtlak gırtlağa gelmiş iki milletin birbirine karşı işlediği karşılıklı katliamlar söz konusu. Ermeni iddiaları hakkında ki bütün araştırmaları ve yaygaraları Alman ve Fransız sivil örgütleri finanse etmektedir. Aslında niyetleri “soykırım suçunu işleyen ilk biz değiliz. Bakın Türkler bu haltı bizden yarım yüzyıl önce etmişler” diyerek kendilerini aklamaktır (hoş şu anda Fransa’yı Cezayir’in nüfusunun üçte birini katletmiş olmakla suçlayan henüz yoktur). Karabağ işgalinin üstünü örtmek, ayrıca kapanan sınır kapısı yüzünden nerdeyse dünyayla bağlantısı kopan Ermenilerin bu kapıyı açtırmak için bir baskı unsuru olarak kullandığı ve elimizde tonlarca karşı delil olmasına rağmen doğru dürüst çürütemeyişimiz, bize lobi faaliyetlerinin önemini ve uzun süren nice çabalar gerektirdiğini gösteriyor. Şimdiye kadar bazı politik baskılarla eğer bu soykırımı kabul etmediysek, bunu "Yahudi lobileri"ne borçluyuz.

Ermeni soykırım tezini desteklemek, dünyada, Almanların "Yahudi soykırımı"nı hafife almaya giden yolda ilk adım... "İkinci Dünya Savaşı, Hiroşima, Ermeniler, bütün savaşlarda ölenler, olur böyle vakalar" derken... Almanların bir ırkı sistematik olarak öldürme trajedisi gargaraya gelecek. Kendi ırkdaşlarının katledilmesini anarken, bir de "olduğu ispatsız" ve "ne olmadığı belli" Ermeni olayının işin içine katılmak istediğini gören Yahudiler, "Yahudi soykırımını" bu şartlarda anmayı -haklı olarak- reddediyor. (Aslında Yahudiler soykırıma yalnızca kendileri uğramışlar gibi yaygara yapıyorlar ve bu arada Çingenelerin ve Romanların da soykırıma uğramış olduğu gözden kaçıyor). Yahudi soykırımını anmakta ırkçılık sonsuza dek lanetlenirken, "Ermeni soykırımı" safsatası ise tarihin en büyük yüz karasını sulandırıp vicdan yıkamada kullanılacak gibi görünüyor. "Ermeni soykırımı" eşittir "Yahudi soykırımı" dendiğinde ve Ermeni soykırımının olmadığı ispatlandığında dahi Almanların lehine bir durum söz konusudur. "Öyleyse Yahudi soykırımı da olmamıştır" diyeceklerdir.

Osmanlı"nın Ermenileri soykırıma uğrattığını ileri sürenler, Ermenilerin Anadolu"nun doğusundaki altı vilayette yaşayan Müslüman çoğunluğu "etnik temizliğe" tabi tutarak bağımsız bir devlet kurmak istediğini; bu amaçla ihtilal komiteleri kurulduğunu ve 1800"lerin son çeyreğinden itibaren çok sayıda isyan çıkarıldığını geri plana itiyorlar. I. Dünya Savaşı sırasında Rus ordularına katılan düzenli ve düzensiz Ermeni birliklerinin sayısını ve Rus ordularının ilerlemesi ile geri çekilmesi sırasında Müslümanlara dönük vahşetini küçümsüyorlar. Bu çatışma şartlarında katledilenlere ilaveten yerinden sökülüp iç göçmen yapılan 900 bin Müslüman"ın bir kısmının açlık ve hastalıktan kırılması konusunda, Paris Barış Konferansı"na katılan Ermeni heyetinin verdiği rakamları dahi göz ardı ediyorlar. Böylece tek gözlerini Ermenilerin yaptıklarına kapayanlar, diğer gözleriyle Osmanlı"nın “beka” amacıyla yaptıklarını, Ermenileri yok etmek şeklinde görüyorlar.

Benim söylediklerim, Ermeni olayları konusunda bilgilenmek yerine özeleştiriye ağırlık vermemizi, soykırımı kabul etmemizi ve böylece tabuları yıkmamızı söyleyen "aydın"larımıza değil. Onlar, Ege Cansen"in dediği gibi, “Türkün Türkü yermesi” gibi yüce bir aydın görevi yapıyorlar. Uzun sürecek araştırmalarla yorulmaktansa toplumsal ve kişisel ezikliğimizin yarattığı arabesk duyguları "gerçekler" diye adlandırırlar. Biraz da tartışma ortamının olmadığından, “resmi devlet politikası”ndan şikayet ederler, tamamdır (resmi politikanın emsalleri de var zaten: Kürt diye bir ırk yoktur, onlar dağ Türk"ü; dağlarda gezerken, kart kurt vs vs...).

“Türkün Türkten başka dostu yoktur!” “Türkün Türk’ten başka dostu yoktur” sözü hala geçerli mi? Türk gerçekten Türk"ü seviyor mu ? Biz gerçekten birbirimizin dostu muyuz ? Buna bugün cevap verebilmek zor !. En ufak bir bahane, ciddi bir sebebe dönüşerek, bizi birbirimize düşürmeye yetiyor. Kardeşlik ve barışın çok önemli olduğu bugünlerde "Ne Mutlu Türk"üm Diyene" sözünü düstur edinerek, aramıza nifak sokmak isteyenlere pey vermeyelim

mavianka   14 Ocak 2007 03:47  

İŞTE ATA"NIN SOYKIRIMA YANITI

Atatürk, o dönemde yaşananlara ilişkin Bize karşı yapılmış olan iftiraların aksine, tehcir edilmiş olanlar hayattadır ve bunlardan ekserisi şayet İtilaf Devletleri bizi tekrar harp etmeye zorlamasa idi evlerine dönmüş olurlardı demişti.

Atatürk, 26 Şubat 1921"de Amerikalı gazeteci Clanence K. Streit"in sorusu üzerine, Ermeni tehcirine ilişkin şu tarihi gerçekleri dile getirmişti:

""Düşmanca ithamda bulunanların sürdükleri büyük mübalağalar dışında Ermenilerin tehciri meselesi aslında şuna inhisar etmektedir:

Rus Ordusu 1915"de bize karşı büyük taarruzunu başlattığı bir sırada o zaman Çarlığın hizmetinde bulunan Taşnak Komitesi, askeri birliklerimizin gerisinde bulunan Ermeni ahalisini isyan ettirmişti. Düşmanın sayı ve malzeme üstünlüğü karşısında çekilmeye mecbur kaldığımız için kendimizi daima iki ateş arasında kalmış gibi görüyorduk. İkmal ve yaralı konvoylarımız acımasız bir şekilde katlediliyor, gerimizdeki köprüler ve yollar tahrip ediliyor ve Türk köylerinde terör hüküm sürdürülüyordu.

Bu cinayetleri işleten saflarına eli silah tutabilen bütün Ermenileri katan çeteler, silah, cephane ve iaşe ikmallerini, bazı büyük devletlerin daha sulh zamanından itibaren kendilerine kapitülasyonların bahşettiği dokunulmazlıklardan istifade ve bu maksada matuf olarak büyük stoklar husule getirmeye muvaffak oldukları Ermeni köylerinde yapıyorlardı.""

Atatürk, Ermeni tehciri ve Ermeni çetelerinin yaptıkları katliamlar konusundaki görüşlerinden bazıları şöyle:

""İngilizlerin sulh zamanında ve harp sahasından uzak olarak İrlanda"ya reva gördüğü muameleye hemen hemen kayıtsız bir şekilde bakan dünya efkarı, Ermeni ahalinin tehciri hususunda almaya mecbur kaldığımız karar için bize karşı haklı bir ithamda bulunamaz.""

Bize karşı yapılmış olan iftiraların aksine, tehcir edilmiş olanlar hayattadır ve bunlardan ekserisi şayet İtilaf Devletleri bizi tekrar harp etmeye zorlamasa idi evlerine dönmüş olurlardı.

Gerek umumi harp sırasında gerek mütarekeden sonra Ermeniler ve Rumlar tarafından Müslüman ahaliye yapılan mezalim üzerinde durmak uzun bir hikaye olur.

mavianka   14 Ocak 2007 03:47  

MECLİSSİZ KÖYÜN KAVALCISI
(NAR BELDESİ,
MEMELEKETİMİN HER HANGİ BİR BELDESİ)
Meclissiz Köyün Kavalcısı
Alnına sürülmüş karası.
Cebi dolu rüşvet parası.
Etmezmiş eskinin yarısı!
Halkın faydasını göz etmeli!
Beklemeden, bu kış gitmeli!

Meşguldü akıl-daneleri,
Yürütecek iş takiplerini
Kendilerine müdür gerekli.
Baş başa verdiler n’apmalı?
Bir “emir eri” bulmalı!

Beldem girişine yıllarca
Yaslanmıştı arpalığıyla.
Rantiyeci alışkın buna.
Çekirdekten yetişmiş hanutçu;
O komisyoncu… Hazırlopçu!

Seçtik “bela” diye “boş kanı”.
Viraneye çevirdi dükkanı.
Bütçede açık 2 trilyon…
Bir şans daha verelim diyorsun;
Babanın parası mı bağışladığın!

Baştakinin kulağı delik;
Dediği dedik; çaldığı düdük!
Hepimize attı bir pandik!
Meclisi ise toptan sağır;
Asıl bu eder bizi kahır!!

Ne lazım, ne nokta, ne de virgül.
Nokta yerine et bir küfür;
Bir de virgül yerine savur.
Kendini bilmezin biri
Söyle ne bilsin seni! Beni!

Olmayınca kafada fikir
Ağzından duyulan tek zikir
Yalnızca küfür! Yalnız küfür!
Lafın-bilmez-i susturmalı!
Çökertme işlemi hızlanmalı!

Kutsal oylarımızı bastırıp
Koltuğa bağladığımız uşak
Her gün mü bize çemkirecek!
Beldemin onunla imtihanı
Dilerim tez vakitte bitecek!

Olsun delik kulağına küpe
Küfür yakışmaz yiğitliğe!
Arı, vicdanı delik densiz
Halkın gururunu kırarak mı
Kurtaracak kendi gururunu?

Şişmiş egosu, olmuş balon,
Fışkırıyor kulaklarından…
Röportajlar verir medyaya
Ismarlama sorulara
Evvelden hazır cevaplarla!

Büyük baronların maşası…
Talan olan halkın parası…
Üzerinde bir şey bulunmaz,
Olmazmış rüşvetin belgesi.
Olmaz tabi; kasa abisi!

“Eskisi başa bela” dedik.
“Şaş ama, körden evla” dedik.
Bu sefer de biz “ayva” yedik!
Çektiğimiz bize yetmeli!
Talih artık beldeme gülmeli!

Tutup getirdiğin uşağın
Hakkından ancak sen gelirsin.
Yıllardır süren rezilliğin
Sonu gelmeli! Tez bitmeli
İçimiz yanıyor! Alaz sönmeli!

İki “Ali’nin marifeti”,
Yok icraat, hizmet yaptığı.
Düşmanımın kılıcı gibi
Bana değer keskin yanı!
Karşıtların hiç yanmaz canı!

Meclissiz, boş buldu meydanı.
Rahat oynatıyor atını.
Görünce büyükbaş birini
Çekiliyor kenara hemen
Yol veriyor, ‘buyrun, geçin’.

Meclis toplantısına gelmeden
Meclis üyesi mi olunur!
Küserler, yaparlar gurur…
Ama kendi işleri yürür.
Hangi işleri geri kalır?

Nasrettin yalancıymış meğer
Parayı, emeği veren kim?
Düdüğü çalıyor kimler!
Oy vermeyenin her işi bitti!
Bizim hep ümüğümüzü sıktı!

Halka hizmet farz-ı kifaye;
Sizleri bekliyor bu belde.
Yönetilemiyor layığıyla!
“Bu mudur beldemin kaderi?"
Dillerin çaldığı saz bitmeli!

Kaybedene "oy"nadık, kaybettik;
Kazanana "oy"nadık, kaybettik.
Bir çırpıda metin et bizi.
Artık kaderimiz değişmeli!
Kederimiz şenlenmeli!

Suçluyu eğer devirmezsek,
Bu da sayılır suça yataklık.
Çamur sıçrar, oluruz ortak.
Et çoktandır koktu, kokuştu
Peki ya tuz? O da mı koktu?

Neden bin yaşasın o yılan?
Sana dokunmayan, beni sokan!
Bugün biz isek de perişan;
Fırsat buldukça kudurur.
Bugün beni, yarın seni ısırır!

Seçmenden dilenecek özür
Hataları ne kadar kazır?
Küfür gani, icraat kısır.
Bu insanlar daha ne yapsın?
Sokaklarda teneke mi çalsın?

Bu insanlar senin uğruna
Oy verdi sokak zibidisine.
Oy ne demek? Peşin ödeme!
İnsanlar şimdi alacaklı.
"Oy"un n’ettiğin soracaklı.

Beldemin haline dön bir bak!
Bir atımlık barut da mı yok?
Az değil iki sene! Çok!
Beldemizden bu leke gitmeli!
Devirmeli! Dümdüz etmeli!

Ne bir hizmet, ne bir icraat!
Ne de bir söz var tutulan!
Sürüp giden rüşvetle talan
Yolsuzlukların üzerine
Kolonyalar mı döküle?

Peşkeş çekmelere alışıyor.
Kim demiş ki O “çalışmıyor”?
Geceleri bile çalışıyor!
Gören maşallah demeli!
Nazar değmesin! Üflemeli!

Koca plajına otel diker.
Golfe takas halkını üzer.
Meclisinde seyrine bakar!
İtiraz etmez, çıkartmaz “gık”.
Yoksa var mı hepsinde açık?

Kayınço imzasıyla uçar
Mahkemede kazanılan haklar.
Beriye getirildi sınır.
Hepsini dize getirmişti
Ayağı çizmeli bir muhtar!

Plajdan otel mi istedim?
Bir karışçık yer istediğim.
Seni de görürüm unutma.
4 trilyon etmez amma,
4 milyar çalışır zulana!

Silahım yok kurşun sıkayım;
Küllükle kafasın yarayım.
Şiirle halimiz anlatayım.
Şaklaban olmayasın mağrur!
Bil ki senden büyüktür mağdur!

Garip marifeti uyanığın,
Kırılsa kesilse de kolun
Lokantaya döndü okulun!
Parkların çekildi peşkeş!
Kapı tam bir keşmekeş!

Su gelecek, boru döşedi.
Diyorum ya, borruu döşedi!
Suyu beş kat pahalı içtik,
Yatırımı bir yılda ödedi.
Başka hangi işi bitirdi?

Otel olacaktı az kalsın
ODTÜ’lü el atmasaydı
Sahilde ki okul yerin.
Pansiyonculuk sizlere ömür
Problemlerinden kapının.

Yollarda ki çukurlarda
Böbrek taşı düşer sarsıntıda.
Nankörlük etmeyelim halkım
Sağlık hizmeti bu aslında!
Gerekmez ne ilaç, ne de para!

Ne zaman varsan toplantıda.
Ne bitmez toplantıymış ama!
Bütün gün gelmiyor makama.
Şantiyede atıyor tavla.
Toplantı deniyor adına.

Sorunlar her meclis ertelenir.
Bu mecliste çözülmez,
Bir sonraki meclis beklenir.
Kabızdır! İcraat yapamaz!
Mabadından büyük yellenir!

Bizler almadık demek yetmez!
Buna kargalar bile gülmez!
Kimse artık peşinden gitmez.
Ortak olur meclise dolan!
İmzasın atıp, maaş alan!

Böylesine yüksek rantlı yer...
Sanma herkes idare eder.
Hile döner, rüşvet de döner.
Lakin büyüklere ne ola?
Lazım iş gördürecek budala!

Hepimizi seçimden sonra
Fırlattılar bir kenara.
Eşyaya bile gerek cila!
Arada bir tozun almalı!
Yanım gelip, hatrım sormalı!

Yok mu sizin ahde-vefanız?
Sürmeyecek diye sefanız
Umrunuzda değil tebanız.
İş bitene dek susarsınız;
Bitince hemen satarsınız!

Diyorlar tavşan dağa küsmüş,
Dağın hiç haberi olmamış…
Oy verenleri teker teker
Tavşan yerine addedenler
Dağın ‘halk’ olduğundan bihaber!

‘Deli’ diyorlar deli değil.
Deli dünyalığa etmez meyil.
Salt edepsizlik! Delilik değil!
Kanserdir maraz, kesmeli!
Beldemizde bu cüz bitmeli!

Baronların her işi görüle…
Bizimse defterimiz dürüle…
Zamanıdır halk şaha kalksın!
Başa geçsin! Bu iş bitsin!
Gayri bu şiir uzamasın!

Rüşvet alır, elinin kiri…
Bağır, çağır: ‘Elinin körü!’
Aklına gelmez mi bu hortlak
Her şeyi şiirinde yazacak;
Kalemiyle ‘nazik’in dürtecek!

İki gücün birleşmesinden
Olmadı, olması beklenen.
Bitiverdi rekabette!
Rekabeten ilerleme de!
Battıkça batıyoruz dibe!

Söyle; kim tanırdı O"nu?
Bozuk para gibi harcadığı
Kimin adı? Kimin itibarı?
Dillere verdiğimiz koz bitmeli!
Vızladıkları vız vız bitmeli!

Sen yaptın, sen yık tahtını!
Değiştir beldemin bahtını!
Hiç tahammülümüz kalmadı.
İşittiğimiz küfür, söz bitmeli!
Bu kış kurban, camız kesmeli!

İlla ki de atlar çamura
Kurbayı oturtsan koltuğa.
Varsa üzerine alınan
Bu şiir bir suç duyurusu
Niteliğindedir o zaman!

Beldeme yapmıyor başkanlık.
Yapılan beldeye düşmanlık!
Helal olsun! Bu ne pişkinlik!
Suçlunun kellesi alına!
Talanın hesabı sorula!

Beklemeyin sakın seçime!
Halkın gidiyor çok gücüne.
Senin takıldılar peşine.
Yaraya basılmış tuz yitmeli!
Tıslayıp duran “kaz” gitmeli!

Deseler de "dost acı söyler",
Acı söyleyen yalnız biber.
Gerçekte dost en acı sözü
Baklava edip söyleyendir;
Şiir yazıp da dilleyendir.

Meclissiz köyün kavalcısı,
Nalan: “Halka kulak ver dinle!”
Bir daha kimse gelmez peşine!
Çok geç olmadan indirmeli!
Lağım ağzını susturmalı! Aşık Nalan-i (n_akpinaroglu@yahoo.com)

mavianka   13 Ocak 2007 17:20  


 
tuttum işlemi gizlidir. karşı tarafın haberi olmaz. tuttuğunuz kişileri bir arada görebilir, yaptıklarını takip edebilirsiniz.

ETİKETLERİ

ARKADAŞLARININ EKLEDİKLERİ


pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage